LEARN TURKISH BY YOURSELF

http://www.turkishfree.webs.com

TURKISH LANGUAGE LESSONS II

 

THERE IS AND THERE ISN’T

 

Var (-dır)” means “there (is)” and “yok (-tur)” means “there (isn’t)”. If we say “There is a lemon on the table” according to the word order in Turkish we will say “Tableon a lemon there is” and “There isn’t a lemon on the table” will be  “Tableon a lemon there isn’t” or in Turkish:

There is a lemon on the table = Masada bir limon vardır.

There isn’t a lemon on the table = Masada bir limon yoktur.

For asking questions we use mı, mi, mu, mü + -dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür at the end of the sentence:

Is there a lemon on the table? = Masada bir limon var mıdır?

Isn’t there a lemon on the table? = Masada bir limon yok mudur?

You don`t have to use the suffix “-dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür” which gives expression of formality. You can just say var, yok, var mı? Yok mu?

Read the following texts: 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

THE PERSONAL PRONOUNS AND THE VERB BE

 

The personal pronouns in Turkish are as they are given in the table with their meanings:

 

In Turkish

In English

Singular or plural

Ben

I

Singular

Sen

You

Singular

O

He/She/It

Singular

Biz

We

Plural

Siz

You

Plural

Onlar

They

Plural

 

The verb “be” in Turkish is used as a suffix with its variants. For example if I say “I am a doctor” in Turkish it will be “Ben bir doktorum” (the suffix –um is chosen from the variants -ım, -im, -um, -üm according to the harmony of vowels).

You should remember that although "Siz" is plural we use it also when we talk to people we don`t know well or others which we respect very much.

The suffixes expressing the meaning of the verb “be” in Turkish are as follows:

 

Personal pronoun

The used word

The verb “be”

Singular or plural

Ben

Doktor

-ım, -im, -um, -üm

Singular

Sen

Doktor

-sın, -sin, -sun, -sün

Singular

O

Doktor

-dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür

Singular

Biz

Doktor

-ız, -iz, -uz, -üz

Plural

Siz

Doktor

-sınız, -siniz, -sunuz, -sünüz

Plural

Onlar

Doktor

-dırlar, -dirler, -durlar, -dürler, -tırlar, -tirler, -turlar, -türler

Plural

 

Acoording to the harmony of vowels and consonants the last form of the description in the table above is:

Ben bir doktorum. (I am a doctor)

Sen bir doktorsun. (You are a doctor)

O bir doktordur. (He/she/it is a doctor)

Biz doktorlarız. (We are doctors)

Siz doktorlarsınız. (You are doctors)

Onlar doktorlardır. (They are doctors)

The suffix for the verb “be” is not stressed. For the third person plural instead of -dırlar, -dirler, -durlar, -dürler, -tırlar, -tirler, -turlar, -türler the suffix -lardır, -lerdir is often used. Let us remember that -lar,-ler express the meaning of plurality. Besides, for third person singular you don’t have to use the suffix “-dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür” and  just can say “O bir doktor”.

For making the meaning negative we just use “değil” (not) + the appropriate suffix of the verb “be”:

Ben bir doktor değilim. (I am not a doctor)

Sen bir doktor değilsin. (You are not a doctor)

O bir doktor değildir (= O bir doktor değil). (He/she/it is not a doctor)

Biz doktorlar değiliz. (We are not doctors)

Siz doktorlar değilsiniz. (You are not doctors)

Onlar doktorlar değildirler (= Onlar doktorlar değildir; =Onlar doktor değiller; =Onlar doktorlar değil). (They are not doctors)

For making questions we use mı, mi, mu, mü + the appropriate suffix of the verb “be”:

Ben bir doktor muyum? (Am I a doctor?)

Sen bir doktor musun? (Are you a doctor?)

O bir doktor mudur? (= O bir doktor mu?). (Is he/she/it a doctor?)

Biz doktorlar mıyız? (Are we doctors?)

Siz doktorlar mısınız? (Are you doctors?)

Onlar doktorlar mıdır? (= Onlar doktor mudurlar? =Onlar doktorlar mı?). (Are they doctors?)

For making negative questions we use “değil” (not) + mı, mi, mu, mü + the appropriate variant of suffix of the verb “be”. Between the question word mı, mi, mu, mü  and the suffixes beginning with a vowel sound comes the sound “y” in order to make the word easier for pronunciation. There isn’t vowel by vowel in a Turkish word:

Ben bir doktor değil miyim? (Aren’t I a doctor?)

Sen bir doktor değil misin? (Aren’t you a doctor?)

O bir doktor değil midir? (= O bir doktor değil mi?). (Isn’t he/she/it a doctor?)

Biz doktorlar değil miyiz? (Aren’t we doctors?)

Siz doktorlar değil misiniz? (Aren’t you doctors?)

Onlar doktorlar değil midirler? (= Onlar doktorlar değil midir?; =Onlar doktor değil mi?) (Aren’t they doctors?)

In the same way, when we use the suffixes in the meaning of the verb “be” to a word finishing with vowel we use “y”:

Ben zekiyim. (I am clever)

Sen zekisin. (You are clever)

O zekidir. (He/she/it is clever)

Biz zekiyiz. (We are clever)

Siz zekisiniz. (You are clever)

Onlar zekidirler. (They are clever)

♥ Make exersises using the words güzel (beautiful), iyi (good), güçlü (strong) using the verb "be" for all all persons and forms (positive, negative, question and negative question).

Example:

 

Positive

Negative

Question

Negative question

 

Ben güzelim. (I am beautiful)

Sen güzelsin. (you are beautiful) etc.

Ben güzel değilim. (I am not beautiful)

Sen güzel değilsin. (you are not beautiful)

Ben güzel miyim? (am I beautiful)

Sen güzel misin? (are you beautiful)

Ben güzel değil miyim? (aren’t I beautiful)

Sen güzel değil misin? (aren’t you beautiful)

 

 

 

 Read the following texts:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

POSSESSION

 

To express the meaning of a possession in English we say “my house”, “your house” etc. In Turkish we add suffixes:

 

In Turkish

In English

Singular or plural

Benim evim

My house

Singular

Senin evin

Your house

Singular

Onun evi

His/ Her/ Its house

Singular

Bizim evimiz

Bizim evlerimiz

Our house

Our houses

Plural

Sizin eviniz

Sizin evleriniz

Your house

Your houses

Plural

Onların evi

Onların evleri

Their house

Their houses

Plural

 

So the suffixes of possession in Turkish are as follows:

 

Benim (something possessed)-m

Singular

Senin (something possessed)-n

Singular

Onun (something possessed) -ı, -i, -u, -ü; (after words ending in a vowel) -sı, -si, -su, -sü

Singular

Bizim (something possessed)-mız, -miz, -muz, -müz

Bizim (something possessed in the plural)-lerimiz

Plural

Sizin (something possessed)-nız, -niz, -nuz, -nüz

Sizin (something possessed in the plural)-leriniz

Plural

Onların (something possessed)-ı, -i, -u, -ü

Onların (something possessed in the plural)-leri

Plural

 

You must notice that if a word ends in a consonant sound between the suffixes and this word the appropriate variant of the helping sound “-ı”, “-i”, “-u”, “-ü” will come:

 

With the helping sound “-ı”, “-i”, “-u”, “-ü” (ev- house) 

Without the helping sound “-ı”, “-i”, “-u”, “-ü” (gemi- ship)

Benim evim [ev -i- m] (My house)

Benim gemim (My ship)

Senin evin [ev-i- n] (Your house)

Senin gemin (Your ship)

Onun evi (His/ Her/ Its house)

Onun gemisi (His/ Her/ Its ship)

Bizim evimiz [ev -i- miz] (Our house)

Bizim gemimiz (Our ship)

Sizin eviniz [ev -i- niz] (Your house)

Sizin geminiz (Your ship)

Onların evi (Their house)

Onların gemisi (Their ship)

 

The suffixes of possession are stressed.

We ask questions just adding the appropriate variant of mı, mi, mu, mü + -dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür:

Bu sizin eviniz midir? (Is this your house?)

You don’t have to use -dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür; in conversations this suffix although in the meaning of the verb “be” is almost not used- the meaning of “be” is felt even without using the suffix.

We form the negative adding “değil” + dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür:

Bu sizin eviniz değildir. (This isn’t your house.)

We form the negative question adding “değil” + mı, mi, mu, mü + dır, -dir, -dur, dür, -tır, -tir, -tur, -tür:

Bu sizin eviniz değil midir? (Isn’t this your house?)

The forms of the possessive pronouns when the possessed object is not mentioned but shown are as follows:

 

In Turkish

In English

Benimki

Mine

Seninki

Yours

Onunki

His, hers, its

Bizimki

Ours

Sizinki

Yours

Onlarınki

Theirs

 

The syllable before “-ki” is stressed.

Example:

 

In Turkish

In English

-Bu seninki midir?

-Evet, bu benimkidir.

-Is this yours?

-Yes, this is mine.

 

 

Read the following texts:

 

 

 

BİZİM KÖYÜMÜZDEKİ NEHİR

 

Bizim köyümüz küçüktür, fakat köyde büyük bir nehir vardır. Bu nehirde de çeşitli balıkar vardır. Belki en büyük balık kefaldır. Onun sırtı daha koyudur ve altı daha açıktır. Bedeni incedir ve o yüzden çok hızlı bir balıktır. Onun kuyruğu geniştir ve kuyruğunun ucu koyu renktedir.

         Nehrimizde belki en güzel balık alabalıktır. Onun bedeni beyazdır, fakat sırtı koyu kahverengi veya koyu gridir. Onun kuyruğu geniştir. Bedeni küçük daireler ile süslüdür. Her dairede de koyu bir nokta vardır. O balık en hızlı akıntılarda bile vardır.

         Bu balıklar çok güzeldir. Onları izlemek çok hoştur.

 

 

Biz- we

Köy- village

Nehir- river

Küçük- little

Fakat- but

Büyük- big

Bir- a/an

Var- there is

Bu- this

De- and, too

Çeşitli- different

Balık- fish

Belki- perhaps

En- most

Kefal- striped mullet, gray mullet

O- it

Sırt- back

Daha- more

Koyu- dark

Ve- and

Alt- down side, the space beneath, bottom

Açık- light (shade of color)

Beden- body

İnce- thin

O yüzden- so

Çok- very

Hızlı- swift, rapid, speedy

Kuyruk- tail

Geniş- wide, broad, spacious, extensive, vast, expansive

Uç- end

Renk- colour

En- most

Güzel- beautiful

Alabalık- trout

Beyaz- white

Kahverengi- brown

Veya- or

Gri- gray

Küçük- little

Daire- geom. circle

Süslü- decorated, adorned

İle- with

Her- every

Nokta- spot, speck

Akıntı- current, flow

Bile- even

İzlemek- to watch, view; to observe

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-Sizin evinizde hayvanlar var mı?

-Evet. Evimizde ilginç hayvanlar var. Benim küçük ve sarı bir ördeğim var. Kızkardeşimin ise iki minik kedisi var. Anne ve babamın ise bir sürü atları var.

-Benim de küçük üç tane köpeğim var. Biri siyah, biri beyaz, biri de kahverengidir. Kardeşimin bir tavşanı var. O renklidir- daha çok beyaz ve kahverengidir. Avlumuzda bir leylek vardır.

 

Siz- you

Ev- house

Hayvan- animal

Var- there is

Evet- yes

İlginç- interesting

Ben- I

Küçük- little

Ve- and

Sarı- yellow

Ördek- duck

Kızkardeş- sister

İse- as to; and; but

İki- two

Minik- very little

Kedi- cat

Anne- mother, mommy, mom

Baba- father, dad

Sürü- herd

At- horse

Ben- I

De- also, too

Üç- three

Tane- a single thing, item, piece (usually left untranslated)

Köpek- dog

Bir- one (biri- one of them)

Siyah- black

Beyaz- white

Kahverengi- brown

Kardeş- brother

Tavşan- rabbit

O- it

Renkli- coloured

Daha çok- generally; mostly

Avlu- yard

Leylek- stork

 

 

 

 

 

 

 

HAYVANAT BAHÇESİNDE

 

 

         -Ağabey, neredeyiz?

            -Hayvanat bahçesindeyiz Ersin. O çok ilginç ve güzel bir yerdir. Dünyanın en ilginç hayvanları buradadırlar. Özellıkle çok güzel kuşlar var.

            -Gerçekten o kuş çok güzeldir.

            -Hangi kuş?

            -Oradaki kuş. Çok renklidir. O kuşun ismi nedir?

            -Bu tavustur. Burada papağanlar ve kanaryalar da var.

 

        

 

Hayvanat bahçesi- zoo park

Ağabey- older brother

Nerede- where

O- it

Çok- very

İlginç- interesting

Ve- and

Güzel- beautiful; nice

Bir- a/an

Yer- place

Dünya- world

En- most

Hayvan- animal

Burada- here

Özellikle- especially

Kuş- bird

Var- there is

Gerçekten- really

Hangi- which

Orada- there

Renkli- coloured, colourful

İsmi- name (of a person or thing), appellation

Ne- what

Bu- this

Tavus- peacock

Papağan- parrot

Kanarya- canary

Da- too, also

 

 

 

 

-Ya şu kuş nasıl biridir?

         -Şu kuş kartaldır.

         -Kartal nerede vardır?

         -Kartallar dağlarda ve göklerdedir.

         -O neden böyle hazindir?

         -Çünkü burada kapalıdır, fakat gökte serbesttir.

 

          

 

Ya- and; what about, how about

Şu- this, that

Nasıl- how, what kind

Biri- one, someone

Kartal- eagle

Nerede- where

Var- there is

Dağ- mountain

Ve- and

Gök- sky

O- it

Neden- why

Hazin- sad

Çünkü- because

Burada- here

Kapalı- shut, closed

Fakat- but

Özgür- free

 

 

 

-Ya bu çok büyük kedi nedir?

        -Bu kedi kaplandır.

        -Nerede başka kaplanlar vardır?

        -Diğer kaplanlar sıcak ve büyük ormanlardadır.

        -Bu kedi çok güzeldir, değil mi?

        -Evet, gayet güzeldir.

        -Fakat hazindir. Neden?

 

 

Ya- and; what about, how about

Bu- this

Çok- very

Büyük- big

Kedi- cat

Ne- what

Kaplan- tiger

Nerede- where

Başka- other

Var- there is

Diğer- other

Sıcak- hot, warm

Ve- and

Büyük- big

Orman- forest

Güzel- beautiful

Değil mi- isn’t it

Evet- yes

Gayet- very, greatly

Fakat- but

Hazin- sad

Neden- why

 

 

        

-Çünkü o da kafeste kapalıdır ve dışarıda  özgür değildir. Biz kapalı değiliz, o yüzden mutluyuz. Fakat onlar kapalıdırlar ve o yüzden mutsuzdurlar. Onlar yabanil hayvanlardır. Onlar gökte, dağda, ormanda ve suda vardır.

         Hayvanlarda bazılar masumdur, bazılar tehlikelidir. Bizde de, yani insanlarda da bazılar iyidir, bazılar kötüdür. Bu hayvanlar güzeldirler, fakat kötü insanlardan dolayı kapalı, mutsuz ve hastadırlar. Onlar bizim için kitaplarda vardır, televizyonda vardır ve bilgisayarda da vardır. Fakat akılsız insanlardan dolayı burada da kapalıdırlar.

 

 

Çünkü- because

O- it

Da- too

Kafes- cage

Kapalı- closed

Ve- and

Dışarıda- out

Özgür- free

Değil- not

Biz- we

O yüzden- so

Mutlu- happy

Fakat- but

Onlar- they

Mutsuz- unhappy

Yabanil- wild

Hayvan- animal

Gök- sky

Dağ- mountain

Orman- forest

Ve- and

Su- water

Bazı- some

Masum- innocent

Tehlikeli- dangerous

De- and; too

Yani- that is to say, I mean, i.e.

İnsan- man

İyi- good

Kötü- bad

Güzel- beautiful

İnsanlardan dolayı- because of/ on account of/ due to the men

Hasta- ill, sick

Bizim için- for us

Kitap- book

Televizyon- television set

Bilgisayar- computer

Akılsız- unreasonable, foolish

Burada- here

 

 

 

 

 

 

We use the suffix "daki, -deki" in the meaning "who/which is in/on/at the". For example, "Masadaki limon büyüktür" (The lemon which is on the table is big).

 

 

 

 

 

 

 

We express the meaning of possession without the pronouns in two ways:

  1. When we know concretely who the possessor is we add the appropriate variant of the suffix -ın, -in, -un, -ün, (if the word ends in a vowel) -nın, -nin, -nun, -nün to the possessor and -ı, -i, -u, -ü; (after words ending in a vowel) -sı, -si, -su, -sü to the possessed object. Examples:

Limonun rengi. (The colour of the lemon)

Emrenin masa. (Emres table)

Notice that, as in the last example, we use apostrophe to divide personal names from suffixes.

    2. When we don’t know concretely who is the possessor and we know what it is only in general we add -ı, -i, -u, -ü, (after words ending in a vowel) -sı, -si, -su, -sü to the possessed object. Examples:

Limon rengi. (Lemon colour, lemon yellow)

 

 

Read the following texts:

 

KÖTÜMSER ÖĞRENCİLER

 

 

 

         -Merhaba.

         -Merhaba.

         -Benim adım Seyhan. Senin adın nedir?

         -Benim adım Ercan’dır. Sen nerelisin?

         -Ankara’lıyım. Ya sen?

         -Ben Antalya’lıyım. Senin bölümün nedir?

         -Benim bölümüm resim bölümüdür.

         -Bölümün nasıl?

         -Resim yapmak güzel bir sanatttır, fakat  aslında bizim hocalarımız boştur. Bizim bölümümüzdeki kitaplar da kötüdür.

         -Boş ve kötü mü?! Neden?

        

 

Kötümser- pessimistic, pessimist

Öğrenci- student

Merhaba- hello

Benim- my

Ad- name

Senin- your

Ne- what

Sen- you

Nereli- where (are you) from

Ankara’lı- from Ankara

Ya- what about, and

Ben- I

Antalya’lı- from Antalya

Bölüm- speciality

Resim- painting

Nasıl- how, what kind

Resim yapmak- drawing

Güzel- beautiful, nice

Bir- a/ an

Sanat- art

Fakat- but

Aslında- actually

Bizim- our

Hoca- teacher

Boş-empty, useless,  ignorant

Kitap- book

Da- too, also

Kötü-bad, worthless, poor in quality

Ve- and

Neden- why

 

 

 

-Çünkü hocalarımız iyi ressamlar değildirler.  Bölümümüzdeki kitaplar Leonardo da Vinci’nin kitapları veya Vincent Van Gogh’un kitapları değildirler. Bunlar aslında hocalarımızın kitaplarıdır. O yüzden öğrenimimiz manasızdır. Hepimiz mutsuzuz. Bir çeşit bilgilerimiz yoktur.

-Ya senin bölümün nedir?

        

 

Çünkü- bacause

Hoca- teacher

İyi- good

Ressam- artist, painter

Değil- not

Bölüm- speciality

Kitap- book

Veya- or

Bunlar- they, these

Aslında- actually

O yüzden- so

Öğrenim- studying

Manasız- meaningless, devoid of meaning; pointless

Hepimiz- all of us

Mutsuz- unhappy

Bir çeşit- any kind (of)

Bilgi- knowledge

Yok- there isn’t

Ya- what about, and

Senin- your

Ne- what

 

 

 

-Benim bölümüm matematiktir. Bizim hocalarımızın bazıları iyidir bazıları kötüdür. Benim burada bir kızkardeşim var. O Türk dili ve edebiyatı bölümündedir ve o da senin gibi hocalarından memnun değildir.

         -Senin kızkardeşin haksız değildir. Sanatta sadece zevk vardır. Sanatta zor manasızdır. O bizim ruhumuz ve manevi gücümüzdür. Sanattaki iş tarladaki iş gibi değildir. Bizim sınıfımızda hepimiz mutsuzuz.

 

        

 

Benim- my

Bölüm- speciality

Matematic- mathematics

Bizim- our

Hoca- teacher

Bazı- some

İyi- good

Kötü- bad, worthless, poor in quality

Burada- here

Bir- one

Kızkardeş- sister

Var- there is

O- it

Türk dili ve edebiyatı- Turkish language and literature

O- she

Da- too, also

Senin gibi- like you

Memnun- glad

Değil- not

Senin- your

Haksız- unjust, wrong

Sanat- art

Sadece- only

Zevk- pleasure, delight, enjoyment, fun, delectation

Zor- trouble, difficulty, worry

Manasız- meaningless, devoid of meaning; pointless

Ruh- soul, spirit, liveliness, animation

Manevi- spiritual; moral; psychological

Güç- power, strength

İş- work

Tarla- field

Gibi- like

Sınıf- class

Mutsuz- unhappy

 

 

 

-Neyse. Öğreniminizin sonu vardır.

       -Evet. Senin kadeşlerin var mı?

       -Benim bir büyük kardeşim vardır. O doktordur.

       -O güzel bir meslektir.

       -Bence her mesleğin bir güzelliği vardır. Fakat her meslek her insana uygun değildir.

       -Evet. Haklısın.

 

 

 

Neyse- in any case, at any rate, anyway

Öğrenim- study

Son- end

Var- there is

Evet- yes

Senin- your

Kardeş- brother

Benim- my

Bir- one

Büyük- big

O- he

Doctor- physician, doctor

O- it

Güzel- beautiful

Bir- a/ an

Meslek- profession

Bence- in my opinion

Her- every

Fakat- but

İnsan- man

Uygun- appropriate (for), suitable (for)

Evet- yes

 

 

 

 

 

 

-Bu nedir?

-Bu bir sınıf odadır.

-O senin odan mıdır?

-Hayır. O dördüncü sınıfın odadır.

 

Bu- this

Ne- what

Bir- a/ an

Sınıf- class

Oda- room

O- it

Senin- your

Hayır- no

Dördüncü- fourth

 

 

-Bu nasıl bir toptur?

-Bu bir futbol topudur.

-O kimin topudur?

-O çocukların topudur.

 

Nasıl- how, what kind

Top- ball

Futbol- football

Kim- who (kimin- whose)

Çocuk- boy

 

 

 

 

 

 

 

- O küçük şey nedir?

- O bir okuma kitabıdır.

- O kitap kimin kitabıdır?

- Kedinin kitabıdır.

 

O- that

Küçük- little

Şey- thing

Ne- what

Bir- a/ an

Okuma- reading

Kitap- book

 

Kim- who (kimin- whose)

Kedi- cat

 

 

-Bu nedir?

-Bu bir limon fidanıdır.

-Bu fidan kimin?

-O babamın ve annemin fidanıdır.

 

Bu- this

Ne- what

Limon- lemon

Fidan- little tree

O- it

Baba- dad, father

Ve- and

Anne- mama, mother

 

 

 

 

 

      Mehmet’in güzel bir odası var. Odadaki divanlar çok renklidir. Divan yastıklarının renkleri divanın renkleri gibidir. Pencere çok büyüktür- adeta bir pencere duvarıdır. Perdeler koyu renktedir.

Masa küçük, fakat geniştir. Odada küçük bir dolap ve bir şömine vardır.

 

Güzel- beautiful

Bir- a/ an

Oda- room

Var- there is

Divan- divan, sofa

Çok- very

Renkli- colourful, coloured

Yastık- pillow

Renk- colour

Gibi- like

Pencere- window

Büyük- big

Adeta- virtually, all but ..., as good as; as it were

Duvar- wall

Koyu- dark

Masa- table

Küçük- little

Fakat- but

Geniş- wide, broad

Dolap- cupboard

Ve- and

Şömine- fireplace

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İÇİNDE, DIŞINDA, ÜSTÜNDE, ALTINDA, ÖNÜNDE, ARKASINDA, YANINDA, ORTASINDA, İÇERİDE, DIŞARIDA

 

When we use the suffix for positions -da, -de, -ta, -te we don’t always know exactly where an object is, because it is in the meaning of “on, in, at”, not concretely in the meaning of one of them. Besides, there are other words showing concrete places like beside, upon, under, in front of etc. When we need to know where exactly an object is we use the words in the table below:

 

Turkish

English

İçinde

In

Dışında

Out of

Üstünde

On; up; above

Altında

Under

Önünde

In front of

Arkasında

Behind

Yanında

Beside

Ortasında

In the middle of

İçeride

Inside

Dışarıda

Outside

 

The word which indicates the place takes the appropriate suffix of the variants -ın, -in, -un, -ün, (if the word ends in a vowel) -nın, -nin, -nun, -nün.

The last syllable of the words indicating possitions is stressed.

Example:

The man is behind the car.

Adam arabanın arkasındadır.

In the meaning “There is a feeling inside me” we will say “İçimde bir duygu var”. If we divide the suffixes in the word "içimde" we will show their meanings as follows:

 

Inner part (of something)

Helping

sound

First person singular of the suffix of possession

Position

İç

-i-

-m-

-de

 

So for all persons it will be:

 

Benim içimde

Inside me

Singular

Senin içinde

Inside you

Singular

Onuninde

Inside him/her

Singular

Bizim içimizde

Inside us

Plural

Sizin içinizde

Inside you

Plural

Onlarınlerinde/içinde

Inside them

Plural

 

It is the same with the other words indicating positions: O yanımdadır (He is beside me), O arkamdadır (He is behind me), Onlar önümüzdedirler (They are in front of us) etc.

Exercises:

Translate into Turkish:

The key is in your bag. (key- anahtar, bag- çanta)

The man is beside me. (man- adam)

There is a car behind him. (car- araba)

There is snow out of the house. (snow- kar, house- ev)

The mice are under the table. (mouse- fare, table- masa)

There is a duck in the middle of the lake. (lake- göl, duck- ördek)

The right answers:

Anahtar senin çantandadır.

Adam benim yanımdadır.

Onun arkasında bir araba var.

Evin dışında kar vardır.

Fareler masanın altındadır.

Gölün ortasında bir ördek var.

 

Read the following texts: 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİMDİKİ ZAMAN (PRESENT CONTINUOUS TENSE)

 

Like the English present continuous tense with Şimdiki zaman we talk about the action which is happening at the moment.

We form Şimdiki zaman using a verb + the appropriate (according to the harmony of sounds) variant of the helping sound “-ı, -i, -u, -ü” + the suffix for şimdiki zaman (present continuous tense) “-yor” + the verb “imek” (which is the verb “be” in Turkish). In Turkish the suffix for the infinitive of a verb is -mak, -mek. For example “kalmak” (to remain), “gelmek” (to come), “imek” (to be) etc. Thus when we conjugate the verb we remove the suffix -mak, -mek, then add the appropriate variant of -ı, -i, -u, -ü + yor + the appropriate suffix of the verb be. Example with the verb gelmek (to come):

Ben gel + i (helping sound) + yor (the suffix for şimdiki zaman) + um (the suffix for 1. person singular) = Ben geliyorum (I am coming)

We conjugate the verb as follows:

Ben geliyorum (I am coming)

Sen geliyorsun (You are coming)

O geliyor (He/ she/ it is coming)

Biz geliyoruz (We are coming)

Siz geliyorsunuz (You are coming

Onlar geliyorlar (They are coming)

When we pronounce the verb we stress the helping sound.

For making the meaning negative we use the appropriate variant of the variants -mı, -mi, -mu, -mü instead of the helping sound:

Ben gelmiyorum (I am not coming)

Sen gelmiyorsun (You are not coming)

O gelmiyor (He/ she/ it is not coming)

Biz gelmiyoruz (We are not coming)

Siz gelmiyorsunuz (You are not coming)

Onlar gelmiyorlar (They are not coming)

Here the syllable before the negative suffix -mı, -mi, -mu, -mü is stressed.

For asking questions we use the appropriate variant of mı, mi, mu, mü + the suffix for 1. person singular:

Ben geliyor muyum? (Am I coming?)

Sen geliyor musun? (Are you coming?)

O geliyor mu? (Is he/ she/ it coming?)

Biz geliyor muyuz? (Are we coming?)

Siz geliyor musunuz? (Are you coming?)

Onlar geliyorlar mı? (Are they coming?)

We ask negative question using the negative suffix -mı, -mi, -mu, -mü:

Ben gelmiyor muyum? (Aren’t I coming?)

Sen gelmiyor musun? (Aren’t you coming?)

O gelmiyor mu? (Isn’t he/ she/ it coming?)

Biz gelmiyor muyuz? (Aren’t we coming?)

Siz gelmiyor musunuz? (Aren’t you coming?)

Onlar gelmiyorlar mı? (Aren’t they coming?)

If we have a verb ending in a vowel this vowel will become the appropriate variant of the helping sound. For example the verbs beklemek (to wait) and aramak (to look for, to seek):

Ben bekliyorum /Not bekleyorum!/ (I am waiting)

Sen bekliyorsun (You are waiting) etc.

Ben arıyorum /Not arayorum!/ (I am looking for)

Sen arıyorsun (You are looking for) etc.

Exercises: conjugate the verbs oynamak (to play game), tazelemek (to refresh) and kesmek (to cut) in all forms of şimdiki zaman (positive, negative, question, negative question).

For example:

 

Positive

Negative

Question

Negative question

Ben oynuyorum (I am playing)

Ben oynamıyorum (I am not playing)

Ben oynuyor muyum? (Am I playing?)

Ben oynamıyor muyum? (Aren’t I playing?)

 

Here I have to specıfy that in English many prepositions and particles are suffixes or come after the word to which they are related in Turkish. For example “For John” in Turkish is “John için”.

Texts:

Ayşe evdedir; Ali evdedir. Baba evdedir, ana evdedir. Çocuklar evde oynuyorlar. Bu ev ne güzel. Bu ev çok güzel.

 

Ev- house

Çocuk- little boy, little

girl

Oynamak- to play

Bu-this

Ne- how

Güzel- beautiful

Çok- very, very much

 

Evde, okulda  neşe  içinde  yaşıyoruz.

Biz  neşeli  çocuklarız.

 

Neşeli- gay, cheerful

Olmak- to be

Ev- house

Okul- school

Neşe- fun

İçinde- in

Yaşamak- to live

Biz- we

Çocuk- little boy, little girl

 

Her sabah  elimi yüzümü  yıkıyorum. Saçlarımı  tarıyorum. Yemekten sonra  dişlerimi fırçalıyorum. Tırnaklarımı kesiyorum. Temiz giyiniyorum.

 

Her- every

Sabah- morning

El- hand

Yüz- face

Yıkamak- to clean, to wash

Saç- hair

Taramak- to comb

Yemek- eating

Sonra- after

Diş- teeth

Fırçalamak- to clean with brush

Tırnak- nail

Kesmek- to cut

Giyinmek- to put on, to dress

 

We shouldn’t forget that if a word ending in a vowel + “ç”, “p”, “t” or “k” takes a suffix beginning with a vowel, then “ç” becomes “c”, “p” becomes “b”, “t” becomes “d”, “k” becomes “ğ”. There are rare exclusions which are not subordinate to this rule. Thus when we conjugate the verb "gitmek" the last sound changes t-d: Ben gidiyorum, sen gidiyorsun etc.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-Doktor, benim acıyan karnım için bir tavsiye istiyorum.

-İyi, ama ben bir felsefe doktoruyum.

-Felsefe?! Ne hastalıklar var bu dünyada!

Doktor-  physician, doctor

Acıyan- hurting, giving pain

Karın- belly, stomach

İçin- for

Tavsiye- advising

İstemek- to want

İyi- well, good

Ama- but

Felsefe- philosophy

Ne- how; what

Hastalık- sickness, illness

Dünya- world

 

 

 

 

 

SORU: Kurbağanın favori içkisi nedir?

 

CEVAP: Croca Cola.

Q: What is a frog’s favourite drink?

A: Croca Cola.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Londra’da iki adam konuşuyorlar:

-Sizin soyadınız nedir?

-Shakespeare.

-O, bu isim çok ünlüdür!

-Elbette! Yirmi yıldan beri çevrede süt dağıtıyorum.

Londra- London

İki- two

Adam- man

Konuşmak- to speak, to talk

Soyadı- family name, surname

İsim- name

Çok- very

Ünlü- famous

Elbette- certainly, of course

Yirmi- twenty

Yıl- year

-dan beri- since

Çevre- surroundings

Süt- milk

Dağıtmak- to scatter, to disperse; to distribute; to hand out

 

 

 

 

 

 

 

 

Trende papaz ve büyükelçi vardır. Yolculuk ediyorlar ve kimin daha büyük rütbesi var diye tartışıyorlar.

-Bana “Çok saygılı” diye hitap ediyorlar, diyor papaz.

-Bana ise “Ekselans” diye hitap ediyorlar, diyor büyükelçi.

Yarım saat tartışmalardan sonra, onlarla beraber olan yolcu diyor:

-Üçümüzden en yüksek rütbe benimdir.

-Sen nesin ki? diye ikisi de beraber soruyorlar.

-Ben mali ajanım.

-Ve neden senin rütben daha yüksektir?

-Çünkü tüccarlar beni gördükleri zaman hemen: “Oh, Tanrım, yine mi sensin!” diyorlar.

Tren- train

Papaz- priest

Büyükelçi- ambassador

Yolculuk etmek to travel, to journey  (yolculuk- journey, trip, voyage)

Kim- who

Daha- more

Büyük- big

Rütbe- rank; grade

Diye- in order to; so that; saying

Tartışmak- to argue, to dispute

Çok saygılı- Right Reverent

Demek- to say

İse- as for

Ekselans- your excellancy

Hitap etmek- to address

Yarım- half

Saat- hour

Tartışma- discussion, argument

Sonra- after

Beraber- together

Olan- being

Yolcu- traveller, passenger

Üç- three

En- most

Yüksek- high

Ki- used for emphasis

Sormak- to ask

Mali ajan- fiscal agent

Neden- why

Çünkü- because

Tüccar- merchant

Gördükleri zaman- when they see

Hemen- immediateli

Tanrı- God

Yine- again

 

 

 

 

Garson, bir hamburger, lütfen.

Memnuniyetle.

Hayır, sadece hardal ve ketçap, lütfen.

Waiter, I`ll have a hamburger, please.

With pleasure.

No, just mustard and ketchup, please.

 

 

 

 

Ne geçiyor: Kah onu görüyorsun, kah onu görmüyorsun, kah görüyorsun, kah görmüyorsun?

 

 

Yaya geçidinde bir zebra.

What goes: now you see it, now you don’t, now you see it, now you don’t?

 

 

 A zebra on a zebra crossing!

 

 

 

Öğretmen çocuklara, gelecekte ne yapmak istiyorsun, diye soruyor.

Ram : Ben pilot olmak istiyorum.
Vinod :  Ben doktor olmak istiyorum.
Deepa :  Ben iyi bir anne olmak istiyorum.
Ravi: Ben Deepa’ya yardım etmek istiyorum.

Teacher asks children, what do you wish to do in future?

 

Ram : I want to be a pilot.

Vinod : I want to be a doctor.

Deepa : I want to be a good mother.
Ravi : I want to help Deepa.

 

 

 

 

-Neden kedi bilgisayarın üzerinde oturuyor.

 

-Fareyi izlemek için.

-Why did the cat sit on the computer?
     

-To keep an eye on the mouse. 

 

 

(The lessons go on on the next page "LESSONS OF TURKISH 3")

 

 

Recent Blog Entries

No recent entries

Recent Videos

363 views - 2 comments
369 views - 0 comments
456 views - 0 comments
485 views - 0 comments